Medreset’ül-Mütehassısîn
(Süleymaniye Medresesi)’ndeki Tahsil Hayatı
Süleyman Efendi Hazretleri, 1332/1916 yılında
Dâr'ül-Hilâfet'il-Aliyye Medresesi Kısm-ı Âli ’yi bitirdiği
sırada, Şeyhülislamlık Makamı Mûsâ Kâzım Efendi’ye intikal
etmiştir. Mûsâ Kâzım Efendi’nin Medreselerle alakalı küçük
de olsa yaptığı ıslâhâtı özetlemeden, Süleyman Efendi Hazretleri’nin
İstanbul’da ki üçüncü tahsil devresini anlamak zor olacaktır.
10 Cemâzelâhire 1335/2 Nisan 1333/1917 tarihli Kanun ile yapılan
ıslâhâta göre, Dâr'ül-Hilâfet'il-Aliyye Medresesi’nin bundan
böyle birinci kısmına İbtidâ-i Hâric (Orta Öğretim ); ikinci
kısmına İbtidâ-i Dâhil (Lise), yüksek kısma Sahn ve nihâyet
Medreset’ül-Mütehassısîn kısmına da Süleymaniye Medresesi
adı verilmiştir. Ayrıca, lise ve yüksek kısımları üçer seneye
indirilirken Medresetül-Mütehassısîn kısmı ise üç seneye çıkarılmıştır [1] .
İşte Süleyman Efendi, 1332 yılının Eylül ayında
yani 30 Eylül 1916 tarihinde eski adı Medreset’ül-Mütehassısîn
olan Süleymaniye Medresesine girmiş ve iki sene değil, yeni
adıyla ve üç sene bu doktora dersleri veren okulda okumuştur.
Bu okul Süleyman Efendi Hazretleri zamanında Hâfız Ahmed Paşa
Medresesinde eğitime devam ediyordu ve kendisi de buradan
mezun olmuştur. Bu okulun da dört bölümü vardır:
1) Tefsir Ve Hadis Şubesi
2) Fıkıh Şubesi
3) Kelam Ve Hikmet Şubesi
4) Edebiyât Şubesi
Süleyman Efendi Hazretleri’nin kayd olduğu bölüm
Tefsir ve Hadis şubesidir ki, ana dersleri kısaca şöyledir:
Tefsir-i Şerif, Hadis-i Şerif, Usûl-i Hadis ve Nakd-i Ricâl
, Tabakât-ı Kurrâ ve Müfessirîn ve Risâle yani mezuniyet tezi
veya daha doğru bir tabirle doktora tezi [2] .
Bütün bu anlattıklarımız belgelere dayalı olan
şeylerdir. Nitekim Dâr'ül-Hilâfet'il-Aliyye Medresesi ’nin
Süleymaniye Medresesi kısmında Süleyman Efendi Hazretleri’nin
tahsilini ve oradan başarıyla mezun olduğunu belgeleyen iki
önemli vesika elimizde bulunmaktadır:
Birincisi: Süleyman
Efendi Hazretleri, Süleymaniye Medresesi nin ilk iki yılını
başarıyla tamamlayınca, 14 Safer 1337/19 Teşrîn-i sânî 1334/Eylül
1918 tarihinde yirmi kişiyle birlikte kendilerine İstanbul Müderris liği
Ruusu verilmiştir. Bu ne demektir?
Ruûs , baş anlamına
gelen re’s kelimesinin çoğuludur. Terim olarak, medrese tahsilini
bitirenlerden ruûs imtihanı denilen sınavı başarıyla kazananlara
verilen berâtın adıdır. Eskiden beri imtihanı kazananlar,
ruûsla beraber ibtidây-ı hâric medreselerinde müderris oldukları
için buna ibtidây-ı hâric ruûsu da denirdi. Daha sonra sıraları geldikçe diğer medreselerin
müderrisliklerine yükselirlerdi.
İstanbul’da ki müderrisler çok önemli olduklarından
bunlar da kendi aralarında İstanbul müderrisleri ve
Bursa-Edirne müderrisleri adıyla iki ayrı gruba ayrılmışlardı.
Müderris ise, öğretim
üyesi ve ders veren hoca manasınaydı. Zaten daha sonraları
da Dar’ül-Fünûn yani üniversite hocalarına da müderris denmeye
başlandı [3] .
Müderris lere dersiâm da denilirdi. Dersiâm olmak
için şart koşulan ilimleri okumak, bu konuda icâzet li yani
eski tabirle mücâz olmak ve de açılan imtihanı kazanmak şartları
vardı. Şunu da ifade edelim ki, imtihan heyeti, Ders Vekilinin
başkanlığında tanınmış âlimlerden teşekkül ederdi. Senede
en fazla on, on beş kişi bu unvanı alırdı. II. Abdülhamid
’den sonra dersiâmlığa senede on beş kişilik kadro ayrıldı.
Bunlara ruûsla beraber maaş da tahsis edilirdi. Okuttuğu talebeye
icâzet verme yetkisine sahip dersiâmlara mücîz dersiâmlar
denirdi [4] .
İşte Süleyman Efendi Hazretleri de, bu
imtihana girmiş ve kendisine İstanbul
Müderris liği Ruusu verilmiştir.
Bununla ilgili elimizde üç belge vardır:
Birinci Belge Gurubu: Şeyhülislâm
İbrahim El-Hayderî Efendi tarafından İstanbul Müderris liği
Ruusu verilmek üzere Bâb-ı Fetvâdan Sadârete yazı yazılmıştır.
Yazılan yazıda şu hususlar dile getirilmiştir: “Dâr'ül-Hilâfet'il-Aliyye
Medresesi ’ne girmek için daha önce yapılan imtihanda ehliyet
gösterip iki sene tahsilini tamamladıktan sonra bu sefer açılan
imtihanlarda başarılı olarak üçüncü sınıfa terfi eden yirmi
efendinin İstanbul ruûsuyla taltif edilmeleri hususu Ders
Vekâleti tarafından tezkire ile ifade olunmuş ve bu konuda
hazırlanan İrâde-i Seniyye Lâyihası takdim edilmiştir. Emir
ve ferman nasıl sâdır olursa ona göre hareket edileceği arz
kılınır efendim. 13 Safer 1337/18 Teşrîn-i Sânî 1334/Eylül
1918. Şeyhülislâm İbrahim El-Hayderî.” [5] .
Ayrıca buna ilâveten de bir İrâde Lâyihası takdim
edildiği yazıdan anlaşılmaktadır. İrâde-i Seniyye biraz sonra
neşredileceğinden burada tekrar etmiyoruz.
Bu şekildeki irâde-i seniyye lerin sadece senede
bir iki defa ve ancak 15-20 kişi için sadır olduğunu burada
tekrar hatırlatmak gerekmektedir. Zira İstanbul Ruusu o günlerin
Osmanlı Devletinde çok önemli bir akademik kariyer manasına
gelmektedir.
Süleyman Efendi’nin De
Dâhil Olduğu Yirmi Kişiye Ruûs Verilmesiyle Alakalı Şeyhülislamlık
Yazısı
“Bâb-ı Fetva
Dâire-i Meşîhat
Atûfetlû Efendim Hazretleri,
Dâru'l-Hilâfeti'-Aliyye Süleymâniye Medresesine
duhûl içün evvelce icrâ edilen imtihanda, isbât-ı ehliyet
ve mezkûr medresede iki sene tahsîl ve tekemmül edüp, bu kerre
bil-imtihan üçüncü sınıfa terfî' olunan yirmi efendinin İstanbul
rü’ûs-i hümâyûniyle taltifleri ders vekâletinden bâ tezkire
ifâde olunmuş ve ol bâbda tanzîm edilen irâde-i seniyye lâyıhası
leffen arz ve takdîm kılınmış ise de, emir ve fermân âtıfet-nişan-ı
Hazret-i Tâcdâr-ı Â’zamî ne vech ile şeref-efzâ-yı sünûh ve
sudûr buyurulur ise, hükm-i münîfinin infâzına müsâra’at olunacağı
derkâr bulunduğu beyâniyle terkîm-i tezkire-i senâverîye ibtidâr
kılındı efendim.
12 Saferu'l-hayr 1337/18 Teşrîn-i sânî 1338/Eylül
1918
Şeyhu-l İslâm
İbrahim El-Hayderî”
İkinci ve Üçüncü Belge: Sadrazamlık Şeyhülislâmdan gelen bu yazıyı Padişah’a takdim
edince, o zaman Padişah olan Mehmed Vahidüddin hemen tasdik
ederek 14 Safer 1337/19 Teşrîn-i Sânî 1334/Eylül 1918 tarihinde,
kendi adına cevabı Ser-kâtib-i Hazret-i Şehriyârî göndermiş
ve ekine de hem Şeyhülislâm İbrahim El-Hayderî ’nin ve hem
de Padişahın imzası bulunan İrâdeyi birleştirmişlerdir. Padişahın
Başkâtibi imzası ile gelen yazıda, Şeyhülislâmlığın tezkiresi
ve Lâyihanın Padişah tarafından incelendiği ve tasdik olunarak
iâde olunduğu ifade olunmaktadır.
İrâde-i Seniyyede ise,
Adapazar'lı Muhammed Nûreddîn, İşkodra'lı Hâfız Yûsuf,
Silistreli SÜLEYMAN HİLMİ, Gelibolulu
Mahmud Râif, Silistre'li Ahmed, Kalkandelen'li İbrahim, Mal
kara'lı Halil, Batum'lu Hâfız Hamdi, Bosna'lı İbrahim, Şumnu'lu
Nûri, Siroz'lu Ahmed, Akseki'li Hasan, Akseki'li Ahmed, Kafkasya'lı
Abdullah Muhyiddîn, Nevrokop’lu Yûsuf, Göynük'lü Hâfız Muhammed
Hilmî, Kuruçay'lı Mustafa, Rize'li Kâsım, Ahıska'lı Selîm
Sâbit, Kırkkilise'li Mustafa Necâti efendilere İstanbul müderrisliği
ruûsu tevcîh olunduğu ifade edilmektedir [6] .
İlişikte Medreset’ül-Mütehassısîn’de
okutulan derslerin dökümünü ve ders programını da vermek istiyoruz.
Medreset’ül-Mütehassısîn Ders
Programı
Süleyman Efendi Hazretleri ve Yirmi Arkadaşına
Ruus Verilmesiyle Alakalı İrâde-i Seniyye
| “Bâb-ı Fetva |
| Dâire-i Meşîhat |
Muhammed Vahîdüddin
Adapazar'lı Muhammed
Nûreddîn, İşkodra'lı Hâfız Yûsuf, Silistreli
SÜLEYMAN HİLMİ, Gelibolulu Mahmud Râif,
Silistre'li Ahmed, Kalkandelen'li İbrahim, Malkara'lı Halil,
Batum'lu Hâfız Hamdi, Bosna'lı İbrahim, Şumnu'lu Nûri, Siroz'lu
Ahmed, Akseki'li Hasan, Akseki'li Ahmed, Kafkasya'lı Abdullah
Muhyiddîn, Nevrokop’lu Yûsuf, Göynük'lü Hâfız Muhammed Hilmî,
Kuruçay'lı Mustafa, Rize'li Kâsım, Ahıska'lı Selîm Sâbit,
Kırkkilise'li Mustafa Necâti efendilere İstanbul müderrisliği
ruûsu tevcîh olunmuştur.
Bu irâdey-i seniyenin icrâsına Meşîhat me'murdur.
14 Safer 1337 /19 Teşrî-i sânî 1334/Eylül
1918
Şeyhu-l İslâm
İbrahim El-Hayderî
İrâde-i Seniyye
nin Tasdikini Bildiren Padişahın Serkâtibinin
Yazısı
“Mâruz-ı bende-i dîrîneleridir.
İşbu tezkire-i aliyye-i meşîhat-penâhileriyle beraber, manzûr-ı
âlî buyrulan melfûf irâde-i seniyye lâyihası imzâ-yı hümâyun-i
mülûkâne ile tevşîh buyrularak leffen iâde kılınmış. Ol bâbta
emir ve fermân Hazret-i men lehü'l-emr'indir.
14 Safer 1337 / 14 Teşrîn-i sânî 1334/Eylül
1918.
Ser-kâtib-i Hazret-i Şehriyârî “
Süleyman Efendi Hazretleri,
ruûs imtihanında başarılı olmakla artık dersiâm sıfatını kazanmıştır.
Buna rağmen Dâr'ül-Hilâfet'il-Aliyye Medresesi ’nin Süleymaniye
Medresesi Tefsir ve Hadis Şubesindeki tahsiline devam etmiştir.
Son seneyi de tamamladıktan sonra eski adıyla Medreset’ül-Mütehassısîn
ve yeni adıyla Süleymaniye Medresesi ni, 14 Mayıs 1335/27
Mayıs 1919 tarihinde tamamlamıştır. Son sınıfta okuduğu dersler
ve aldığı puanlar şöyledir:
Tefsir-i şerif
10 (On)
Usûl-i Hadis ve Nakd-i Ricâl 10
(On)
Hadis-i Şerif
10 (On)
Tabakât-ı Kurrâ ve Müfessirîn 10
(On)
Risâle (Doktora Tezi)
9+
2/7
Aded-i Vasat (Ortalama)
9
+ 9/14
Bu başarısı üzerine Meclis-i
Müderrisîn Reisi başkanlığında toplanan hey’et-i tedrîsiye,
Süleyman Efendiye birinci derece
ile Süleymaniye Medresesi
-Hadis Ve Tefsir Şubesi İcâzetnâmesi
vermiştir. İcâzetnâmede Süleyman Efendi
Hazretleri müstecîz diye zikr edilmekte ve icâzet nâme
o zamanın Şeyhülislâmı Es-Seyyid Abdullah Efendi tarafından
tasdik edilmiş bulunmaktadır. Şu anda bu icâzetnâmenin orijinali
vârislerinin elinde bulunmaktadır ve aşağıda gösterilmiştir.
İlgili kanundan öğrendiğimize
göre, icâzet nâme alınması, talebenin son sınıf imtihanını
vermekle beraber, mensup olduğu şubenin müderrisleri tarafından
yazılı ve sözlü imtihanları yapıldıktan sonra belirlenecek
belli bir mevzuda Risale tabir edilen doktora tezi mahiyetinde
bir eser hazırlaması şartlarına bağlıdır. Bütün bu şartlar
tamamen bulunduktan sonra icâzetnâme tanzim olunur.
Medrese-i Süleymaniye mezunları,
ihtisas derecelerine göre, Dâr'ül-Hilâfet'il-Aliyye Medresesi
müderrisliği, müdürlük, müftülük, sahn teşkilâtı hocalıkları,
umumi mekteplerde dinî ilimler ve Arapça muallimlikleri, kürsü
şeyhlikleri ve alay imamlıkları gibi görevlere gelebilirler [7] . Zaten Süleyman Efendi Hazretleri de daha
sonra bu maddelerde sayılan vazifelere getirilmiştir. Bunu
daha sonra incelemeye devam edeceğiz.
Şimdi üç önemli belgeyi
sizlere takdim edelim: Bunlardan birincisi, Süleyman Efendi Hazretleri’ne verilen İcâzetnâmenin kapak
resmidir. Görüleceği gibi birinci dereceden icâzet nâme olduğu
ve şeyhülislamın ifadesiyle “tarafımızdan tasdik edildi” şeklinde bir beyânın yer aldığı görülmektedir.
İkinci belgede, uzun olan icâzet nâme nin Arapça
kısmından el-müstecîz Süleyman Hilmi
Efendi bin Osman Es-Silistrî ifadesinin
yer aldığı bölüm görülmektedir.
Üçüncü belgede ise,
Süleymaniye Medresesi nin son sınıfında okuduğu dersler ve
derslerin imtihanından aldığı notlar ile hocalarının ve Meclis-i
Müderris în Reisinin imzaları bulunmaktadır.
Süleyman
Efendi Hazretleri’ne Verilen İcâzetnâmenin Kapak Resmi
İcâzetnâmenin Arapça Kısmından El-Müstecîz Süleyman
Hilmi Efendi Bin Osman Es-Silistrî Ifadesinin Yer Aldığı Bölüm
Süleymaniye Medresesi nin Son Sınıfında
Okuduğu Dersler Ve Derslerin Imtihanından Aldığı Notlar İle
Hocalarının Ve Meclis-i Müderrisîn Reisinin İmzaları
4-
Medreset’ül-Kuzât (Hukuk Fakültesi) Tahsili
Süleyman Efendi Hazretleri,
hem hâtıralarını nakleden talebelerinden ve hem de sicil dosyasındaki
bir belgeden anlaşılacağı üzere, aynı zamanda Tanzimat’tan
sonra açılan ilk hukuk fakültesi olan Medreset’ül-Kuzât’tan
da mezundur. Medreset’ül-Kuzât’ın aslı, Sultân Abdülmecid
zamanında şeyhülislâm olan Meşreb-zâde Hafîdi Mehmed Ârif
Efendi’nin teşebbüsüyle 1270/1854 tarihinde kadı yani hâkim
yetiştirmek üzere açılan Muallimhâne-i Nüvvâb’dır . 1302/1884
yılında adı Mekteb-i Nüvvâb ; 1326/1908 yılında Mekteb-i Kuzât
ve nihayet 1327/1909 yılında Medreset’ül-Kuzât adlarını almıştır [8] . Süleyman Efendi Hazretleri’nin devam ettiği
dönemde, 5 Safer 1332/21 Kânunuevvel 1329/3 Ocak 1914 tarihli
Medreset’ül-Kuzât Nizâmnâmesi yürürlüktedir [9] .
Süleyman Efendi’nin Medreset’ül-Kuzât
me’zunu olduğunu gösteren en büyük delil, kendisinin 14.4.1948
yılında Diyânet İşleri Başkanlığına hitâben yazdığı ve halen
Diyânet İşleri Başkanlığında muhâfaza edilen sicilinde mahfûz
dilekçesidir. Şöyle ki:
”Diyanet İşleri Reisliği ,
İstanbul 14.4.948
Mütehassısîn medresesinden mezun dersiâmım. Ayrıca Medresetül-Kuzat’tan da mezun
bulunmaktayım. Kanunen kayd-ı hayat şartiyle aldığım dersiâm
maaşı benim tabi’î vâiz olduğumun en kat'î delilidir. Dersiâmlar
memleketin tabiî vâizleri olup hiçbir kayd ve şarta tâbi olmaksızın
ve vesikaya lüzum olmadan camilerde vaaz edebilecekleri muhakkaktır.
Bir müddetten beri bu
tabiî vazifemi yapamıyordum. Bugün yapmak istiyorum. İstanbul
camilerinden hangisinde ve hangi saatte ifay-ı vazife edebileceğimin
tayini için İstanbul müftülüğüne emir verilmesini diler saygılarımı
sunarım.
İstanbul Şehzade başı Karakol Arkası
Süleyman Hilmi
Selim Paşa Yokuşu
Tunahan”[10]
Görüldüğü üzere, bu mektupta
Süleyman Efendi Hazretleri, tahsil hayatını da bütün yönleriyle
bir iki cümlede özetlemektedir. Gerçekten Süleyman Efendi,
devrin hâkimleri olan kadıları yetiştiren Medresetü'l-Kuzat'ın
giriş imtihanını da en yüksek dereceyle kazanmış ve bunu babasına
büyük bir sevinçle bildirmiştir. Ne var ki, babası, onun bu
sevincine katılmayacak, hattâ bunu şöyle bir telgrafla da
bildirecektir :
- Süleyman,
ben seni Cehennem'e göndermek için
İstanbul'a yollamadım.
Osman Efendi,
bu telgrafıyla oğluna İslâm dininin, “hüküm verme durumundaki
insanların büyük mes'ûliyetini ve adâleti gerçekleştiremeyenlerin
cehennemlik olduklarını” haber veren hadis lerini hatırlatıyordu.
Süleyman Efendi, babasına yazdığı cevapta, onun endişelerine
katıldığını, ancak maksadının hâkimlik mesleğine geçmek olmayıp,
devrin bütün din ilimleri sahasında kemâle ermek olduğunu
bildirdi. Gerçekten de, iyi derece ile aldığı diploması, ona
kadılık rütbesini kazandırdığı halde, o, bu mesleğe hayatı
boyunca talip olmadı[11.
Onun Medreset’ül-Kuzât’tan aldığı diplomayı gören
talebeleri diplomada mezun olduğu derslerin şöyle bir dökümünü
vermektedirler: Roma Hukuku , Sakk-ı Şer’ î , Ticâret-i Berriyye
Hukuku (Kara Ticaret Hukuku), Ticâret-i Bahriye Hukuku ( Deniz
Ticaret Hukuku), Hukuk-ı Düvel (Devletler Hukuku) ve diğer
dersler [12]. Zaten Medreset’ül-Kuzât’da tedrîs olunacak
ders listesi de Ta’limâtnâme’de şöyle tesbit olunmuştur:
Dürer (Molla Hüsrev’in
eseridir ve her yıl dörtte biri olmak üzere dört yılda tamamlanması
şartı vardır); Mecelle (Aynı şekilde tamamlanma şartı vardır);
Ferâiz (İslâm Miras Hukuku); Tatbikât-ı Şer’iyye; Sakk-ı Şer’î;
Defter-i Kassâm; Ahkâm ve Nizâmât-ı Evkaf; Arazi Kanunu; Ticâret-i
Berriyye Hukuku (Kara Ticaret Hukuku); Ticâret-i Bahriye Hukuku
( Deniz Ticaret Hukuku); Hukuk-ı Düvel (Devletler Hukuku);
İcrâ Kanunu; Usûl-i Muhâkeme-i Hukukıye; Usûl-i Muhâkemât-ı
Cezâiyye ve Sulh; Tanzîm-i İ’lâmât-ı Hukukıye; Tatbikat-ı
Hukukıye ve Cezaiye ve Ticâriye; Tanzîm-i İ’lâmât-ı Cezâiye;
Medhal-i İlm-i Hukuk; Hukuk-ı İdare; İktisad; Kitâbet-i Resmiye
ve Hüsn-i Hat Ta’lik[13]
Bütün bunlardan sonra
kimse, Süleyman Efendi Hazretleri’nin zâhirî ilimlerde büyük
bir allâme olduğundan aslâ şüphelenemez. Zira, Süleymaniye
Medresesi nde doktora yaparak şer’ î ilimlerde ve Medreset’ül-Kuzât
’tan mezun olarak da hukuk alanında zamanının en yüksek ihtisasını
elde etmiş olduğu belgelerle ortaya konulmuş bulunmaktadır.
Şunu da ifade edelim
ki, Süleyman Efendi Hazretleri’nin Medreset’ül-Kuzât ’ta okuduğu
derslerin dökümü ve başarı durumu, bu medresenin talebeleri
ve benzeri ayrıntılı bilgiler, İstanbul Müftülüğü Meşîhat
Arşivinde bulunmaktadır. Bu defterler, tam olarak tasnif edilemediğinden,
bu bilgileri, daha sonraki dönemlerde araştırmamıza ilave
edeceğimizi, şimdiden okuyuculara ve araştırmacılara duyurmak
istiyoruz. Gayretlerimiz devam etmektedir. Ancak Allah’dan
niyâzımız, bu evrakların yanan meşihat arşivi evrakları arasında
bulunmamasıdır. Eğer yandıysa, ancak matbu ve mevcut
kaynaklarla idare etme mecburiyetinde kalacağız.
Süleyman
Efendi Hazretleri’nin Medreset’ül-Kuzât (Hukuk
Fakültesi) Mezunu Olduğunu İfade Eden Dilekçesi
Medreset’ül-Kuzât’ta
Okutulan Derslerin Dökümü
Evkaf Nezâreti Tarafından
1331/1913 Senesinde İnşâ Edilen Medreset’ül-Kuzât Binâsı
[1] Takvîm-i Vakâyi’,
No: 2861, 22 Nisan 1333; Atay, 285 vd.
[2] Ceride-i İlmiye,
3. Sene, Sy. 33, sh. 959-967.
[3] Pakalın, II, 598,
III, 71-72.
[5] BOA (Başbakanlık Osmanlı
Arşivi), İrâde-Meşihat. Bu belge, aslında İstanbul Müftülüğü
Şer’ iye Sicilleri Arşivinde bulunması gerekirken, ne Ankara’daki
gizli dosyada ve ne Ulemâ Sicillerinde yer almamaktadır. Ancak
Sâdık Albayrak tarafından neşredilmiştir ve bir sûreti o zaman
Meşîhat ’ın resmî dergisi olan Cerîde-i İlmiye’de yayınlanmıştır.
Zaten belgenin aslının fotokopisi de bizim için yeterli bir
belgedir. Cerîde-i İlmiyye’deki İrâde-i Seniyye’yi burada
neşrederek kitabın uzamasını istemiyoruz.
[6] Cerîde-i İlmiye, Rebiülevvel
1337, sh. 1197; BOA (Başbakanlık Osmanlı Arşivi), İrâde-Meşîhat
. Bir önceki belge için söylenenler, maalesef bu belge için
de geçerlidir. Nereye gittiği belli değildir.
[7] Dâr'ül-Hilâfet'il-Aliyye Medresesi
yle Taşra Medârisi Hakkında Nizâmnâme, 16 Zilhicce 1335/4
Teşrîn-i evvel 1333/17 Ekim 1917, md. 29-36, Düstur, II. Tertip,
c. IX, sh. 745-752.
[8] Uzunçarşılı, İlmiye Teşkilâtı,
sh. 268-270; Atay, sh. 302-307.
[9] Düstur, II. Tertip, VI,
sh. 146-150; İlmiye Sâlnâmesi, sh. 647-678.
[10] Diyânet İşleri Başkanlığı,
Sicil No: 23-0383 Süleyman Hilmi Tuna-han Dosyası.
[11] Yılmaz, Hızır, Süleymancılık
Hakkında Bir İnceleme, Köln 1977, sh. 9-11; Vakkasoğlu, İz
Bırakanlar, sh. 59.
[12] Yılmaz, Hızır, Süleymancılık
Hakkında Bir İnceleme, Köln 1977, sh. 9-11; Bu kaynakta Roma
Hukuku da Medreset’ül-Kuzat’ın dersleri arasında zikredilmişse
de, elimizdeki kaynaklar bunu doğrulamamıştır. Asıl ders listesini
daha yakından anlamamız için Medreset’ül-Kuzat’ın ders programını
orijinal haliyle takdim etttik.
[13] Ilmiye Sâlnâmesi, sh. 687